Saat sabahın altısı.
Otobüsün sisten dolayı hızını azalttığı şu sıralar
hostun sabah servisi olarak dağıttığı kahvemi yudumluyor, bir taraftan da
camdan akan manzarayı yakalamaya çalışıyorum. Ve görüyorum ki yeşile sis çok
yakışıyor. Üzerimde uykusuzluğun verdiği bir sersemlik var lakin güneşin
doğuşunu kaçırmadığım için uzun zamandır hissetmediğim kadar iyi hissediyorum.
Sık sık yaptığım yolculuklar sayesinde kendimce
edindiğim bir tecrübe var. Yolda olmak insanın algısını bir üst hatta belki
birkaç üst seviyeye taşıyor ve birden kısa ömürlü bir varlık vuku buluyor
insanın derinlerinde. Yolculuk bittiğinde bir şeyleri değiştirebileceğine
inanan, insanı normalden daha cesur ve daha kararlı kılan bir varlık. Bu
varlığı Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam'ında betimlediği yaratığa da
benzetebiliriz: "Çağımızda geçmiş yüzyılların bilmediği, kısa ömürlü bir
yaratık yaşıyor. Sinemadan çıkmış insan. Gördüğü film ona bir şeyler yapmış.
Salt çıkarını düşünen kişi değil. İnsanlarla barışık. Onun büyük işler yapacağı
umulur. Ama beş on dakikada ölüyor. Sokak sinemadan çıkmayanlarda dolu; asık
yüzleri, kayıtsızlıkları, sinsi yürüyüşleriyle onu aralarına alıyorlar,
eritiyorlar." Ve evet, yolculuğumun sonuna yaklaştıkça bahsettiğim kısa
ömürlü varlık içimde kıpırdanmaya başladı. Varış noktası için sabırsızlanan ama
bir o kadar da yol biteceği için üzülen ve beni hayatıma dair yeni kararlar
almaya zorlayan bir varlık. Zannediyorum ki algımı üst seviyeye çıkararak bana
hayatı sorgulatan da yine bu varlık.
Saat sabahın yedisi.

Merhaba, yeni açtığım ikinci bloguma beklerim ; Link : https://derdimizkitap.blogspot.com/ :)
ReplyDeleteMerhaba blogunuzu takibe aldım, sizi de beklerim.
ReplyDelete